Referandum mitinglerinin startının verildiği Bingöl'de Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ı karşılayan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yedisu İlçe Belediye Başkanı Mehmet Şerif Memioğlu, darbe Anayasası'na karşı olduğunu belirtti.
Referanduma evet şapkası takarak Başbakan Erdoğan'ı karşılayan ve bir süre sohbet ettiği Erdoğan'a destek sözü veren CHP'li Belediye Başkanı Memioğlu, "CHP'li bir belediye başkanı da olsam Bingöl'e gelen Başbakanı karşılamak bir saygıdır. Başbakan yine gelse aynısını yine yaparım. 12 Eylül'de belki şahsım adına bir mağduriyet yaşamamış olsam bile toplumsal bir mağduriyetin yaşandığı darbe Anayasası'nın toplumda büyük yaralar açtığı bellidir. Ben o günleri anımsadığımda 65 yaşındaki bir kişinin dere kenarına götürülüp tabiri caizse 'eşek sudan gelene kadar' dövüldüğüne şahitlik yaptığım aklıma gelir. Ben halkımın emrinde olan biriyim" dedi.
Facebook'tan İHH sayfasına kapatma
İHH’nın 184 bin üyeli sayfası, 23 Temmuz 2010 tarihinde Facebook tarafından yayından kaldırıldı.
Gazze İnsani Yardım Filosu’na düzenlenen saldırıdan sonra İHH Facebook sayfası kamuoyuna bilgi akışının sağlandığı en önemli sosyal paylaşım platformu görevini görmekteydi. Sayfa üzerinden vakfın faaliyet haberleri, sosyal ve yardım içerikli videoları, fotoğrafları Facebook kullanıcıları ile paylaşılmaktaydı. Nisan ayında açılan İHH Facebook hesabı dört ayda 184 bin üye sayısına ulaşmıştı.
Facebook yönetimi tarafından İHH sayfasını kapatma gerekçesini içeren ve Galce olarak gönderilen uyarıda kullanım şartlarının ihlal edildiği iddia edildi.
Yaygın biçimde her görüşten kullanıcının interaktif bir şekilde kullandığı bir sosyal paylaşım platformu olarak lokal tartışmaların her grupta gerçekleştiği Facebook’ta, İHH’nın önemli bir üye sayısına ulaşan sayfasının kapatılması ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendiriliyor. Yasak İHH’nın ifade özgürlüğünün yanı sıra 184 bin üyenin de haklarını kısıtlıyor.
Facebook yönetiminin, İHH İnsani Yardım Vakfı ile on binlerce gönüllüsü arasında önemli bir köprü vazifesi gören İHH Facebook resmî sayfasına erişime tekrar izin vermesi bekleniyor.
Gazze İnsani Yardım Filosu’na düzenlenen saldırıdan sonra İHH Facebook sayfası kamuoyuna bilgi akışının sağlandığı en önemli sosyal paylaşım platformu görevini görmekteydi. Sayfa üzerinden vakfın faaliyet haberleri, sosyal ve yardım içerikli videoları, fotoğrafları Facebook kullanıcıları ile paylaşılmaktaydı. Nisan ayında açılan İHH Facebook hesabı dört ayda 184 bin üye sayısına ulaşmıştı.
Facebook yönetimi tarafından İHH sayfasını kapatma gerekçesini içeren ve Galce olarak gönderilen uyarıda kullanım şartlarının ihlal edildiği iddia edildi.
Yaygın biçimde her görüşten kullanıcının interaktif bir şekilde kullandığı bir sosyal paylaşım platformu olarak lokal tartışmaların her grupta gerçekleştiği Facebook’ta, İHH’nın önemli bir üye sayısına ulaşan sayfasının kapatılması ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendiriliyor. Yasak İHH’nın ifade özgürlüğünün yanı sıra 184 bin üyenin de haklarını kısıtlıyor.
Facebook yönetiminin, İHH İnsani Yardım Vakfı ile on binlerce gönüllüsü arasında önemli bir köprü vazifesi gören İHH Facebook resmî sayfasına erişime tekrar izin vermesi bekleniyor.
'Başbuğ o sözünün gereğini yapmalı'
TSK Personel Kanunu'nun 65. maddesi, "Tutuklu ya da tahliye edilmekle beraber kovuşturma veya duruşması devam eden veya hakkında verilen hüküm henüz kesinleşmemiş bulunanların terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz." diyor. Buna göre Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Kafes gibi dava ve soruşturmalarda adı geçen subaylar, terfi için haklarındaki yargı kararlarını bekleyecek.
Haklarında soruşturma olduğu gerekçesiyle YAŞ'ta terfileri önünde engel olan subaylar arasında 13 general bulunuyor. Söz konusu komutanlar şöyle: "Korgeneral Nejat Bek, tümgeneraller Gürbüz Kaya, Ahmet Yavuz, Salim Erkal Bektaş, Abdullah Dalay, Halil Helvacıoğlu, Tuğgeneral Kasım Erden, Hakan Akkoç, Ali Aydın, Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Tuğamiral Mustafa Karasabun, Ahmet Türkmen, Abdullah Gavremoğlu ve Tümgeneral İhsan Balabanlı." Askerî Personel Kanunu'na göre generallere terfi yolu kapalı. Yasanın 65. maddesi, yargılanması devam eden askerlerin bir üst rütbeye çıkarılmasına izin vermiyor. Yasa metni, tartışmalara mahal bırakmayacak şekilde açık ve net: "Tutuklu bulunan ya da tahliye edilmekle beraber kovuşturma veya duruşması devam eden veya hakkında verilen hüküm henüz kesinleşmemiş bulunanların terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz."
Bu madde göz önüne alındığında Ergenekon, Kafes, Poyrazköy, Amirallere Suikast davaları ile Balyoz soruşturmasında adı geçen toplam 166 subay terfi için haklarındaki yargı hükmünün kesinleşmesini bekleyecek. Balyoz iddianamesinde yer alan 196 şüpheli arasında yer alanların 105'i muvazzaf subay. Bu davanın yanı sıra devam eden Kafes'te 33 şüphelinin 17, Amirallere Suikast'ta 19, Poyrazköy davasında ise 17 sanığın 12'si subay olmak üzere toplam 48 muvazzaf subay yargılanıyor. Diğer yandanİstanbulve Erzurum'da devam edenErgenekondavalarında ise 13 subayın ismi geçiyor. Tüm buterörörgütü davaları düşünüldüğünde toplam 166 subay yargılanıyor. Bu sayıya astsubaylar da eklenince 200'e yaklaşıyor.
Haklarında soruşturma olduğu gerekçesiyle YAŞ'ta terfileri önünde engel olan subaylar arasında 13 general bulunuyor. Söz konusu komutanlar şöyle: "Korgeneral Nejat Bek, tümgeneraller Gürbüz Kaya, Ahmet Yavuz, Salim Erkal Bektaş, Abdullah Dalay, Halil Helvacıoğlu, Tuğgeneral Kasım Erden, Hakan Akkoç, Ali Aydın, Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Tuğamiral Mustafa Karasabun, Ahmet Türkmen, Abdullah Gavremoğlu ve Tümgeneral İhsan Balabanlı." Askerî Personel Kanunu'na göre generallere terfi yolu kapalı. Yasanın 65. maddesi, yargılanması devam eden askerlerin bir üst rütbeye çıkarılmasına izin vermiyor. Yasa metni, tartışmalara mahal bırakmayacak şekilde açık ve net: "Tutuklu bulunan ya da tahliye edilmekle beraber kovuşturma veya duruşması devam eden veya hakkında verilen hüküm henüz kesinleşmemiş bulunanların terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz."
Bu madde göz önüne alındığında Ergenekon, Kafes, Poyrazköy, Amirallere Suikast davaları ile Balyoz soruşturmasında adı geçen toplam 166 subay terfi için haklarındaki yargı hükmünün kesinleşmesini bekleyecek. Balyoz iddianamesinde yer alan 196 şüpheli arasında yer alanların 105'i muvazzaf subay. Bu davanın yanı sıra devam eden Kafes'te 33 şüphelinin 17, Amirallere Suikast'ta 19, Poyrazköy davasında ise 17 sanığın 12'si subay olmak üzere toplam 48 muvazzaf subay yargılanıyor. Diğer yandanİstanbulve Erzurum'da devam edenErgenekondavalarında ise 13 subayın ismi geçiyor. Tüm buterörörgütü davaları düşünüldüğünde toplam 166 subay yargılanıyor. Bu sayıya astsubaylar da eklenince 200'e yaklaşıyor.
Davutoğlu'ndan Ermenistan'a mesaj
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin, komşularıyla olan sorunlarını ortadan kaldırmada son yıllarda önemli mesafe aldığını ancak Ermenistan'ın, bu tablonun eksik parçası olarak kaldığını belirterek, ''Türkiye'nin uzattığı dostluk elinin geri çevrilmesinin, herkesten çok Ermenistan'a zarar vereceği açıktır'' dedi.
Davutoğlu, MHP Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin'in soru önergesine verdiği yazılı yanıtta,60. Hükümet döneminde sadece İsveç Parlamentosunun, soykırım iddialarını kabul ettiğini anımsattı. Davutoğlu, İsveç Parlamentosunun, 11 Mart 2010'da sözde Ermeni, Asuri, Keldani ve Pontus soykırımını tanıyan bir kararı kabul ettiğini kaydetti.
Davutoğlu, Azerbaycan ve Ermenistan arasında Yukarı Karabağ sorununun çözümüne yönelik devam eden müzakerelerde, diğer konularla birlikte, işgal kuvvetlerince boşaltılarak Azerbaycan'a iade edilen bölgelere uluslararası bir barış gücünün konuşlanması fikri üzerinde durulduğunun da bilindiğini belirtti. Davutoğlu, söz konusu barış gücünün varlığı ve oluşumu konusunda müzakerelerin sürdüğünü ifade ederek, Türkiye'nin bu yönde taraflara herhangi bir teklifte bulunduğu iddiasının gerçeklikten uzak olduğunu bildirdi.
''BÖLGEDEKİ ÜLKELERİN YARARINA OLACAKTIR''
Türkiye'nin, tüm komşularıyla ilişkilerini karşılıklı saygı ve iyi komşuluk ilkeleri temelinde geliştirmek azminde olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, şöyle devam etti:
''Komşularımızla var olan sorunların ortadan kaldırılması hususunda son yıllarda önemli mesafe kaydedilmiş, ancak Ermenistan, bu tablonun eksik parçası olarak kalmıştır. Ermenistan ile imzalanan protokoller, uzun soluklu bir süreç olarak değerlendirdiğimiz normalleşmenin ilk adımını oluşturmuştur. Bu sürecin devamı, şüphesiz Ermenistan'ın da sorunları çözme iradesiyle yapıcı bir tutum sergilemesine ve izlediği siyasetin iyi komşuluk ilişkileriyle uyumlu olmasına bağlı olacaktır.
Güney Kafkasya'da mevcut siyasi ihtilafların barışçı yollarla çözümlenmesi, bölgede sürdürülebilir güvenliğin ve refahın sağlanmasının ana koşuludur. Güney Kafkasya'nın mevcut çatışma ortamından kurtarılıp, bir güvenlik ve işbirliği alanına dönüştürülmesi bu bölgedeki tüm ülkelerin geleceği ve bölgenin refahı açısından gereklidir. Güney Kafkasya'da böyle bir tablonun ortaya çıkması, bölgede bulunan tüm ülkelerin yararına olacaktır.''
Davutoğlu, MHP Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin'in soru önergesine verdiği yazılı yanıtta,60. Hükümet döneminde sadece İsveç Parlamentosunun, soykırım iddialarını kabul ettiğini anımsattı. Davutoğlu, İsveç Parlamentosunun, 11 Mart 2010'da sözde Ermeni, Asuri, Keldani ve Pontus soykırımını tanıyan bir kararı kabul ettiğini kaydetti.
Davutoğlu, Azerbaycan ve Ermenistan arasında Yukarı Karabağ sorununun çözümüne yönelik devam eden müzakerelerde, diğer konularla birlikte, işgal kuvvetlerince boşaltılarak Azerbaycan'a iade edilen bölgelere uluslararası bir barış gücünün konuşlanması fikri üzerinde durulduğunun da bilindiğini belirtti. Davutoğlu, söz konusu barış gücünün varlığı ve oluşumu konusunda müzakerelerin sürdüğünü ifade ederek, Türkiye'nin bu yönde taraflara herhangi bir teklifte bulunduğu iddiasının gerçeklikten uzak olduğunu bildirdi.
''BÖLGEDEKİ ÜLKELERİN YARARINA OLACAKTIR''
Türkiye'nin, tüm komşularıyla ilişkilerini karşılıklı saygı ve iyi komşuluk ilkeleri temelinde geliştirmek azminde olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, şöyle devam etti:
''Komşularımızla var olan sorunların ortadan kaldırılması hususunda son yıllarda önemli mesafe kaydedilmiş, ancak Ermenistan, bu tablonun eksik parçası olarak kalmıştır. Ermenistan ile imzalanan protokoller, uzun soluklu bir süreç olarak değerlendirdiğimiz normalleşmenin ilk adımını oluşturmuştur. Bu sürecin devamı, şüphesiz Ermenistan'ın da sorunları çözme iradesiyle yapıcı bir tutum sergilemesine ve izlediği siyasetin iyi komşuluk ilişkileriyle uyumlu olmasına bağlı olacaktır.
Güney Kafkasya'da mevcut siyasi ihtilafların barışçı yollarla çözümlenmesi, bölgede sürdürülebilir güvenliğin ve refahın sağlanmasının ana koşuludur. Güney Kafkasya'nın mevcut çatışma ortamından kurtarılıp, bir güvenlik ve işbirliği alanına dönüştürülmesi bu bölgedeki tüm ülkelerin geleceği ve bölgenin refahı açısından gereklidir. Güney Kafkasya'da böyle bir tablonun ortaya çıkması, bölgede bulunan tüm ülkelerin yararına olacaktır.''
Özal: Referandum'dan %65 evet çıkar
Özal, Cihan Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, referandumla ilgili olarak parti olarak kararların Genel İdare Kurulu ve İl Başkanları toplantısı sonrasında belirleneceğini söyledi. Kendisinin referandumla ilgili şahsi fikrinin "evet" denmesi yönünde olduğunu vurgulayan Özal, Türkiye'de demokrasinin çok yavaş geliştiğine işaret ederek, demokratikleşme yönündeki her fırsatın değerlendirilmesi gerektiğine inandığını kaydetti.
Özal, kimsenin 12 Eylül Anayasası'nı savunmayacağını, o süreçte solcuların, ülkücülerin ve Kürtlerin çok acı çektiklerini vurguladı. Özal, 12 Eylül döneminde Diyarbakır cezaevindeki uygulamaların terör örgütünün doğuşunu sağladığını ifade etti.
Özal, rahmetli Alparslan Türkeş'in 1990'lı yıllarda kurulan DYP-CHP koalisyon hükümetine 12 Eylül Anayasası ile ilgili düzenleme yapılacağı yönündeki programlarından dolayı destek verdiğini söylediğini hatırlattı. MHP'nin CHP, TKP, ÖDP ve İşçi Partisi ile birlikte referanduma hayır oyu kullanmasını tabanına anlatamayacağını, tabanının büyük bir kısmının da referanduma evet oyu vereceğini kaydetti. Özal, CHP'nin karşı çıktığı iki madde dışındaki maddelerle ilgili halka kendisini anlatmakta zorlanacağını kaydetti.
Bazı siyasi partilerin AK Parti'ye yönelik muhalefetlerini referandumda yapmalarının yanlış olduğunu vurgulayan Özal, partiler arasındaki rekabetin seçimlerde yapılması gerektiğini vurguladı.
Özal, kimsenin 12 Eylül Anayasası'nı savunmayacağını, o süreçte solcuların, ülkücülerin ve Kürtlerin çok acı çektiklerini vurguladı. Özal, 12 Eylül döneminde Diyarbakır cezaevindeki uygulamaların terör örgütünün doğuşunu sağladığını ifade etti.
Özal, rahmetli Alparslan Türkeş'in 1990'lı yıllarda kurulan DYP-CHP koalisyon hükümetine 12 Eylül Anayasası ile ilgili düzenleme yapılacağı yönündeki programlarından dolayı destek verdiğini söylediğini hatırlattı. MHP'nin CHP, TKP, ÖDP ve İşçi Partisi ile birlikte referanduma hayır oyu kullanmasını tabanına anlatamayacağını, tabanının büyük bir kısmının da referanduma evet oyu vereceğini kaydetti. Özal, CHP'nin karşı çıktığı iki madde dışındaki maddelerle ilgili halka kendisini anlatmakta zorlanacağını kaydetti.
Bazı siyasi partilerin AK Parti'ye yönelik muhalefetlerini referandumda yapmalarının yanlış olduğunu vurgulayan Özal, partiler arasındaki rekabetin seçimlerde yapılması gerektiğini vurguladı.
31 bilgisayar emirle 'tesadüfen' silinmiş
Dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı Korg. Mehmet Eröz, Genelkurmay İç Güvenlik Daire Başkanı Tümg. Mustafa Bakıcı ve Bilgi Destek Dairesi 1. Şube Müdürü Albay Hulusi Gülbahar, askeri savcılığa verdikleri ifadede, "güvenli silme" işleminin yapıldığını belirtti.
Komutanlar, bu işlemin söz konusu belge ile bir ilgilisinin bulunmadığını, tamamen tesadüf olduğunu söyledi. İfadeler, Genelkurmay Askeri Başsavcısı Albay Yavuz Şentürk'ün, "İrtica İle Mücadele Eylem Planı" ile ilgili iddianamesinde yer aldı. İddianameye göre; şüpheli olan Korg. Mehmet Eröz, emir üzerine bilgisayarlarda silme işleminin gerçekleştirildiğini belirtti. Eröz, eylem planı haberinin çıkmasından sonra Harekat Başkanlığı ve Bilgi Destek Dairesi'nde bağımsız internet faaliyetlerine son verildiğini, bunun üzerine açığa çıkan bilgisayarlarda silme emrini verdiğini, işlemin Tuğg. Mustafa Bakıcı'nın denetiminde gerçekleştirildiğini kaydetti. Yine şüpheli durumunda olan, Tuğg. Mustafa Bakıcı, da güvenli silme işleminin verilen emir üzerine yapıldığını belirtti.
'BÖYLE YARGILAMA OLMAZ'
Aynı davada yargılanan Albay Dursun Çiçek ise İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki dünkü duruşmada söz aldı. Çiçek, askeri mahkemede hakim karşısına çıkacağını anımsatarak, "Masum olduğumu oradada anlatacağım. Gerekirse Yargıtay'a da uzaya da gideriz. İnsan bir suçtan 3 ayrı yerde yargılanır mı? Böyle yargılama olur mu?" dedi.
Komutanlar, bu işlemin söz konusu belge ile bir ilgilisinin bulunmadığını, tamamen tesadüf olduğunu söyledi. İfadeler, Genelkurmay Askeri Başsavcısı Albay Yavuz Şentürk'ün, "İrtica İle Mücadele Eylem Planı" ile ilgili iddianamesinde yer aldı. İddianameye göre; şüpheli olan Korg. Mehmet Eröz, emir üzerine bilgisayarlarda silme işleminin gerçekleştirildiğini belirtti. Eröz, eylem planı haberinin çıkmasından sonra Harekat Başkanlığı ve Bilgi Destek Dairesi'nde bağımsız internet faaliyetlerine son verildiğini, bunun üzerine açığa çıkan bilgisayarlarda silme emrini verdiğini, işlemin Tuğg. Mustafa Bakıcı'nın denetiminde gerçekleştirildiğini kaydetti. Yine şüpheli durumunda olan, Tuğg. Mustafa Bakıcı, da güvenli silme işleminin verilen emir üzerine yapıldığını belirtti.
'BÖYLE YARGILAMA OLMAZ'
Aynı davada yargılanan Albay Dursun Çiçek ise İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki dünkü duruşmada söz aldı. Çiçek, askeri mahkemede hakim karşısına çıkacağını anımsatarak, "Masum olduğumu oradada anlatacağım. Gerekirse Yargıtay'a da uzaya da gideriz. İnsan bir suçtan 3 ayrı yerde yargılanır mı? Böyle yargılama olur mu?" dedi.
İsrail: Gemileri göndermeyeceğiz...
Savunma Bakanlığı sözcüsü Şlomo Dror, komisyon üyelerinin gemileri teftiş etmek isteyebileceklerini söyledi.
Sözcü, soruşturma sonuçlanıncaya kadar "bu gemilerle ilgili bir şey yapılmayacağını" belirtti.
Sözcü, soruşturma sonuçlanıncaya kadar "bu gemilerle ilgili bir şey yapılmayacağını" belirtti.
Hırvatistan ve Sırbıistan arasında anlaşma
Hırvatistan ve Sırbistan, 'suçluların' iade edilmesiyle ilgili anlaşma imzaladı.
Sırbistan Adalet Bakanı Snezana Maloviç ve Hırvatistan Adalet Bakanı İvan Şimoviç, Belgrad'da bir araya geldi. Yapılan görüşmede, iki ülke, yolsuzluk ve organize suçlara iştirak edenlerin kendi ülkelerine iade edilmesiyle ilgili anlaşmayı imzaladı. Anlaşmaya göre, suçluların iade prosedürü, 1 ile 4 ay arasında sürecek.
Anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte ilk olarak Sırbistan'da işlediği suçlardan yargılanan ve şu an Hırvatistan'da tutuklu bulunan Sretko Kaliniç ülkesine iade edilecek. 2003 yılında Sırbistan Başbakanı Zoran Cinciç'e suikast düzenleyerek ölümüne neden olduğu tespit edilen 'Zemun Çetesi'nin üyesi Kaliniç'in 19 öldürme, 3 gasp suçuna karıştığı belirtildi.
Hırvatistan Adalet Bakanı İvan Şimonoviç, yaptığı açıklamada, imzalanan anlaşmanın Hırvatistan ve Sırbistan arasındaki ilişkiler ve iki ülkenin Avrupa Birliği'ne girişi açısından çok önemli olduğunu belirterek, 'Bu anlaşma organize suçlara karşı beraber mücadele etmemiz için verilen azmin bir göstergesidir. İki ülke arasındaki güvenin artması için de çok önemlidir' dedi.
Sırbistan Adalet Bakanı Maloviç ise, anlaşmanın tarihi değer taşıdığını ve iki ülkenin adalet alanındaki işbirliğinin artmasının bir sonucu olduğunu vurguladı.
Hırvatistan ile Sırbistan arasındaki ilişkiler, Hırvatistan'ın bağımsızlık ilanının ardından, 20 bin kişinin öldüğü 1991-1995 arasında savaşla aşamalı olarak gerginleşmişti. Belgrad, bağımsızlığı tanımayı kabul etmeyen Hırvatistan Sırplarını destekliyordu. İki ülkenin AB yanlısı siyasetçilerle yönetilmeye başlamasıyla ilişkiler normalleşme sürecine girdi.
Sırbistan Adalet Bakanı Snezana Maloviç ve Hırvatistan Adalet Bakanı İvan Şimoviç, Belgrad'da bir araya geldi. Yapılan görüşmede, iki ülke, yolsuzluk ve organize suçlara iştirak edenlerin kendi ülkelerine iade edilmesiyle ilgili anlaşmayı imzaladı. Anlaşmaya göre, suçluların iade prosedürü, 1 ile 4 ay arasında sürecek.
Anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte ilk olarak Sırbistan'da işlediği suçlardan yargılanan ve şu an Hırvatistan'da tutuklu bulunan Sretko Kaliniç ülkesine iade edilecek. 2003 yılında Sırbistan Başbakanı Zoran Cinciç'e suikast düzenleyerek ölümüne neden olduğu tespit edilen 'Zemun Çetesi'nin üyesi Kaliniç'in 19 öldürme, 3 gasp suçuna karıştığı belirtildi.
Hırvatistan Adalet Bakanı İvan Şimonoviç, yaptığı açıklamada, imzalanan anlaşmanın Hırvatistan ve Sırbistan arasındaki ilişkiler ve iki ülkenin Avrupa Birliği'ne girişi açısından çok önemli olduğunu belirterek, 'Bu anlaşma organize suçlara karşı beraber mücadele etmemiz için verilen azmin bir göstergesidir. İki ülke arasındaki güvenin artması için de çok önemlidir' dedi.
Sırbistan Adalet Bakanı Maloviç ise, anlaşmanın tarihi değer taşıdığını ve iki ülkenin adalet alanındaki işbirliğinin artmasının bir sonucu olduğunu vurguladı.
Hırvatistan ile Sırbistan arasındaki ilişkiler, Hırvatistan'ın bağımsızlık ilanının ardından, 20 bin kişinin öldüğü 1991-1995 arasında savaşla aşamalı olarak gerginleşmişti. Belgrad, bağımsızlığı tanımayı kabul etmeyen Hırvatistan Sırplarını destekliyordu. İki ülkenin AB yanlısı siyasetçilerle yönetilmeye başlamasıyla ilişkiler normalleşme sürecine girdi.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)